www.babakale.com

Turan Gökmenoğlu

Turan Gökmenoğlu Kimdir?

27 Mart 1957’de  Ayancık’ta  doğdu. İlk ve orta okulu Ayancık’ta okudu. Ekonomik güçlükler yüzünden eğitimine ara vererek Ayancık gazete ve matbaasında çalışmaya başladı. Bir yıl sonra Ayancık lisesine girerek, bundan sonraki eğitimini iş hayatı ile birlikte sürdürdü.

1975’de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni kazandı. Üniversite eğitimi sırasında, İstanbul’daki çeşitli matbaalarda çalıştı. 1981 yılında Cağaloğlu’nda kendi işini kurdu. Matbaaların şehir dışına nakli üzerine önce Bağcılar’daki matbaacılar sitesinde, daha sonra da Kadıköy’de kendi yerinde matbaacılık, reklamcılık ve yayıncılık işlerini sürdürdü.

İlk şiir ve öyküleri 1971 yılında Ayancık gazetesinde çıktı. Birçok gazete ve dergilerde şiir, öykü ve yöresel tanıtım yazıları yayınlandı. Üçü şiir, biri öykü dalında birincilik ödülleri aldı.

1976-78 yılları arasında güldeste türü ‘’UMUT FİLİZLERİ’’, ‘’ESİNTİLER’’ ve ‘BİR TÜRKÜ TUTTUR TOPTAĞA’’ adlı üç şiir kitabı yayınlandı. 1979 yılında ‘’Çıkar Artık İçinden Bu Umutsuz Hasreti’’ adlı şiiri Günaydın gazetesinin açtığı yarışmayı kazanarak, Zeynettin Maraş tarafından bestelendi.

1980’li yıllarda ‘AYANCIK KARTPOSTALLARI'nı, 1988’de ilk ‘’AYANCIK’’ ve ‘’SİNOP ’’ broşürlerini, 1989’da ‘’Sinop ve İlçeleri AYANCIK REHBERİ’’ ve 1992’de babasının hatırasına ‘’TURİSTİK SİNOP REHBERİ’’ adlı araştırma ve tanıtım kitaplarını yayınladı. 1988’de Ayancık Belediyesi için ‘’AYANCIK’ amblemini hazırladı.

1995’de yayınladığı ‘’AYANCIK SEVDALARI’’ve ‘’SEVGİ KURŞUNU’’ 1996’da ’’İKİNCİ BAHAR VURGUNU’’ adlı kitaplarındaki şiirleri, çeşitli televizyon ve radyolarda okundu.

Ocak 1996’dan itibaren yayınladığı ‘’SİNOP POSTASI’’ gazetesi ile, Sinop’lular arasındaki dayanışma, tanıtım ve kalkındırma çabalarını destekledi.

1996 yılında yarı değerli ve değerli taşlara ilgi duymaya başladı. Araştırmalar yaptı. 1997’de ‘’BURÇ TAŞLARI I ve II’’ kitapları ile, doğal taşların şifa etkileri hakkındaki araştırmalarını iki kitap halinde yayınladı. 2000 yılında ilk öykü kitabı olan ‘’LAPİS LAZULİ TAŞLI HALHAL’’ ı yayına hazırladı.

Evli ve iki erkek çocuk sahibi. ‘’BURÇ TAŞLARI’’ ile ilgili, çeşitli televizyon programlarına katıldı. Şiir, öykü ve araştırma çalışmaları sürmektedir...

Sinop’la ilgili katkıda bulunduğu yayınlar:
Ayancık Gazetesi, Ayancık Lisesi Gazetesi, Ayancık Belediyeden Haberler Gazetesi, Ayancık Postası Gazetesi, Ayancık Haber Gazetesi, Merhaba Sinop Dergisi, Sinop Belediyesi Beldemiz Gazetesi...

İletişim için :
www.burctaslari.com
turang@burctaslari.com

AKLİMAN’A ÖZLEM 

Güneş doğdu mu gül yüzüne bu sabah
Selamlar gönderdim aydınlıklarla
Kadırga’dan alacaktı kum taneleri
Asos’ta mermer limanı
Behramkale’de surların burcunu yalayacaktı
Sivrice’den kılıç balığı
Sokakağzı’ndan badem
Babakale’den balık kokularına saracaktı hasretimi
Sonra gül yüzünü öpecekti Akliman güneşiyle
Geldi mi... 

Özlemlerimi,
Hasretimi öylece fısıldadı mı kulağına
Firuze kayalar dizdim gerdanına
Beğendin mi
Ayak izlerini topladım tek tek
Dalgalar süpürmeden kum tanelerini
Gülücüklerin
Hala havlunun ıslağında gizli... 

Naime teyze
Gülpınar pazarında açmış mı sebze tezgahını
Bize tereyağ, tavuk yumurtası ayırmış mı
Kızılkeçili yolu
Yine delik deşik mi yüreğim gibi
Fiş dedeye rastladın mı Akliman yolunda
Sevdiğinden haber,
Mektup,
Selam var mı uzak diyarlardan
Kumbağlar’daki balıkçılar
Nasibini aldı mı sevdiğim balıklardan... 

Çağkent’te var mı kalan tanıdıklardan
Lütfiye abla nasıl
Şinasi beyin sağlığı iyi mi
Güllerimi budamış mı Yavuz Gülbahçe
Ahmet efendi ile Ender
Bekliyor mu oraları karanlık gecelerde
Marangoz Hüseyin’in babası
Getirdi mi istediğim zeytin yağları
Şeftalim çiçek açmış mı
Her tıkırtıda
Uykuların kaçtı mı sevdiceğim
Gelirken
Sevgilerimi
Özlemlerimi getireceğim...

Turan Gökmenoğlu - Göztepe, 09 Şubat 2006

AKLİMANDA SABAH 

Sabahın erkeninde
İndim sitrin sarısı kumsalına
Aradım ayak izlerinin kokusunu
Yoktu. 

Akliman uykusunu almadan daha
Güneş vedalaşırken Babakale’yle
İlk ışıkları yeni düşer eteğine
Kuşlar bile şarkısına başlamadan
İki karaltı uyanır evlerin arasından
Sanki dolacakmış gibi mavilerden
Koskoca bir kova var ellerinde
Yarı mahmur, yarı merakla
Ne çıkacak bu sefer oltanın kancasında. 

Yokuş aşağı seker gibiydi
Yaşları belki de üçtebir
Onlar inmeden küçük limana
Ayak izlerine basmadan
Vardım ümitlerine uyanan küçük limana
Maviye beyaz çalan
Sandalın mutlu gülüşü
Dağıttı biraz hüznümü
Biraz daha oyalansam
Güneş çatlatacakmış yüzünü. 

Koşarcasına geliyor Metin abi
Bir adım arkasında Hazar
Motoru çalıştırıp
Sevgililerin en güzelinin koynuna
Misineden kolyeler saldım
İğneleri gümüşten
Yemleri inci
Onlar uskumluya tutkun
Ben sinenin rengine
Gözümde yok deryayı arşınlamak
Bir karış suda sana kavuşmak
Gitgide artıyor heyecan
Nazlanıyor turkuvaz bakışlı mercan. 

Osman amcanın teknesi
Uçuyor hatıraların dalgasından
Sıkıca tutunmuş dümene
Kızıyla damadı ağlarla sanki yün eğirmede
Balıkçı Şevket, Sarı Emin
Bıraktı artık dümeni çocuklara
Kim bilir neler var sepetinde
İstavrit, kefal, barbunya, kolyoz
Mercan, sarı kanat, palamut, kupa*, hanoz**
Limana dönünce bin bir umut
Kayıkların arasına salınır nazlı gelin
Bizimkiler henüz uyanmadan uykusundan
Taşların üzerinde oturmuş iki kadın
Hem eşini bekler, anasından gördüğü gibi
Hem çocuklarının hasretini. 

Opal kayaların üstü
Hatırlarken gülüşünün kahkahasını
Avuçlarımızda balık misali bir umut
Bu günlük yeter bu kadar
Biraz çırpınan balık
Biraz sevgi, biraz hüzün
Karşılıyor ötelerden
Hasret kaldığım yüzün... 

Turan Gökmenoğlu - Göztepe, 23 Ocak 2006

* kupa = küpes (Babakale’in en tanınmış balığı)

** hanoz = hani (Babakale’in ve egenin en tanınmış balığı) 

 

AKLİMAN 

Yurdumun en güzel köşesi
Bulunmaz dünyada eşi
Her sabah doğar güneşi
Sevdalar diyarı Akliman. 

İstanbul’dan düştüm yola
Tekirdağ’da verdim mola
Gelibolu’dan binince motora
Yolun yarılanır Akliman. 

Çanakkale’de Truva’ya selam
Ezine’den yola devam
Gülpınar’a vardığım zaman
Ufuktan seçilir Akliman. 

Topaz kumlu sahil şeridin
Tarihi eser her yerin
Bunca yıl sanki nerdeydin
Kalbimi çaldın Akliman. 

Babakale’de buldum dostları
Görmeden duramam onları
Sanki asmanın dalları
İçimi sardın Akliman. 

Çardakta demli çayını
Çağkent’te burç taşını
Ömrümün son baharını
Yaza çevirdin Akliman. 

Zeytin yeşili tepelerden
Turkuvaz mavisi denizinden
Kaz dağları eteğinden
Oksijen olur akarsın Akliman... 

Turan Gökmenoğlu - Göztepe, 25 Ocak 2006

 

BABAKALE’DE BİR ÇEŞMEYİM!

Babakale’de bir çeşmeyim
Unuttum bir asır mı
Yoksa daha mı fazla yaşım
Yalçın kayalıklardan söküldü
Taşındı, örüldü taşım
Kaç alın teri döküldü kucağıma
Kaç bin dile değdi suyum
Kurda kuşa yem oldum
Yerliyi yabancıyı yudum
Genç kızların sinesine benzer
Çıktığım, geldiğim kuyum
Evine ekmek taşıyan
Okulundan gelen çocuk
Parasını denizde bulan balıkçı
Ağlara takılan balık
Yerlisi yabancısı
Dostu, düşmanı doyurdu soğuk suyum
Kaç zamandır kimse gelmez başıma
Yıllar oldu kurudu suyum
Yine içimde umut
Beklerim tek başıma liman önünde
Belki bir gün
Bir başka sevgilinin koynunda olurum... 

Babakale’nin dağlarında bir türküyüm
Rüzgarla birlikte anılır adım
Her yürekte doğarım mutlaka
Kah ana olurum, kah çocuk
Bazen de bir sevdalıya tercüman olurum
Hiç bitmeyen rüzgar olurum
Limana savrulan dalga olurum
Sevda olurum
Ümit olurum
Hasret olur, vuslat olurum
Herkesin dilinde bülbül olurum
Bazen gelin alayı
Tepsi tepsi pirinç böreği
Davul olurum, zurna olurum
Nefes olurum
Bazen bir yudum rakı olurum... 

Sırtımı vermişim dağına
Bir yanım zeytin kokusu
Bir yanım çam korusu
Tepelerden aşağı
Ev olurum, iş olurum, aş olurum
Ellerim liman olur
Sarıp sarmalarım mavilikleri
Karşıda Midilli olurum
Burada ben olurum
Orada sen olurum
Arada kardeş olurum
Bir yanım sirtaki oynar
Dağlarda efe olurum
Her yanı türkü dokurum.... 

Cunda ile Ayvalık arası
Sabahta güneş olurum
Yeni bir gün olurum
Ümit olurum
Isıtırım hasretlik çekenleri
Sevda olurum
Yedi iklime can olurum
Toprağa arkadaş olurum
Ağaca dal olurum
Zeytin olurum, yağ olurum
Buğday olur, un olurum
Sebze olurum, ekmek olurum, aş olurum
Yerde karınca olurum
Sen olurum, ben olurum.... 

Akliman’da kum olurum
Sarı olurum, beyaz olurum, bal olurum
Denizde dalga olurum
Tuz olurum
Balık olurum, derya olurum
Teknelere sevdalı olurum
Ağ olurum, umut olurum
Düğün olur, çeyiz olurum
Genç olurum, yaşlı olurum
Önce de insan olurum
Mavi olurum, yeşil olurum
Su olur, taş olurum
Et olur, süt olur, hayat olurum
Tüy olurum, tel olurum
Yel olurum.... 

Kaz dağında selvi olurum
Hava olurum, taş olurum
Renklerden renk olurum
Kanat olur, kuş olurum
Pamuk pamuk bulut olurum
Şimşek olurum, kar olurum
Gökteki yıldız olurum
Ondördünde ay olurum
Akdeniz olurum
Karadeniz olurum
Ayancık, Sinop olurum
Anadolu, Rumeli, Türkiye olurum
Al olurum, bayrak olurum
Ben olurum...
 

Turan Gökmenoğlu-Göztepe, 12 Şubat 2006

 

BABAKALE 

Bu sabah gün ağarırken
Koşup geçtim yollarından
Rengarenk taşlıydı kaldırımların
Daha hiç biri uyanmamıştı sevgililerin
Balıkçıların inmemişti kayıklarına
Güneş henüz Köyceğiz’deydi
Belki de oyalanıyordu
Marmaris’te, Turunç köyünde
Mehmetçik nöbet yerinde
Uykusuzluğunu fısıldadı selamında
Bir kızıl tilki su içiyordu Akliman çeşmesinde
Gelinciklerin kokusu sinmişti her gölgeye
Henüz yeni çıkmıştı denizlerin kıralı orfoz
Yeşim kayaların derininden
Günlerdir uykusuzum
Karanlıklarla yıkadım yüzümü
Bir saate kalmaz gelir Babakale otobüsü. 

Ezineden kalkalı bir saate yakın oldu
Geyikli’den balık kokularına bürünüp
Kestanbol’da kaplıcalara uğramıştır
Kösedere’den ekmek alıp
Babadere’den Hilmi’nin peynirini
Kırmızı kayalarını aşmıştır Tuzla’nın
Yollarda traktörler
Taşıyordur bahçelere umudunu
Mustafa amca, Naime teyze
Aysel’le Birsen de inmiştir ovaya
Tuzla köprüsü
Nasıl da gururlanmıştır akan suya
Çakılların arasında oynaşır şimdi
Gümüşe bulanmış kefallar
Gülpınar uyanmıştır sabah ezanına
Güneş artık Akliman’dadır. 

Gözlerim ufuklara yaslanır kan çanağı
Ümidim bu otobüstedir gelirsen
Artık balıkçılar da uyandı uykusundan
Kayıklar birbirinden telaşlı
Dalgalar hırçın
Kayalar umarsız
Ağlar salınır nazlı nazlı
Baba burnu ile Midilli’nin koynuna
İhtiyarlar toplanıyor Mesut’un
kahvesinde
Gözleri yoldadır
Kim bilir kimin gizliden gizliye
Bir benimki aşikare
Ezine-Babakale otobüsünün sesi
Sedir çamlarının iğnelerinden döküldü
Tozu dumanı kendinden önce gelir
Kucaklaşır Babakale’nin burçlarıyla
Hafif bir kıpırdanma oldu köy meydanında
İki çocuğuyla bir kadın indi
Bir elinde kar beyazı çanta
Diğerinde yılların özlemi vardı
Benim yolcum
Belki de bir başka sefere kaldı...

Turan Gökmenoğlu-Göztepe, 16 Şubat 2006
 

 

KENDİNE  BAĞLAMA BU KADAR BENİ AKLİMAN 

Kendine bağlama bu kadar beni Akliman
Sonra ne yaparım senden uzakta
Kim sarar yaralarımın derinini
Kim örter kumlarını üstüme
Gece misali
Ağlarda çırpınır balık
Mezeyi özler bir yanı
Bir yanı da sevgilinin dudağını
Çingene palamudu gibi
Çok öncelerden düştüm ocağına
Dalgaları al gel
Sar beni kucağına...
 

Altın dişli bir kadın gördüm
Sanırsın seni vurmuş damağına
Topaz’la kehribar arası
Serpilmiş kumsalına
Akliman şimdi iki dudağımın arasında
Mavi bulutlar elimde
Zeytin dalları gözümde tüter
Çağkent ulu orta
Salınır dağlarının yamacında
Midilli’nin kıskançlığına inat
Ezine’den kalkan
Dokuz onbeş otobüsü gibi
Gözlerim yollarda
Daha ilk uyananlar
Yeni oturmuş kahvaltı sofrasına
Kaptan’ın yazdığı yazılar
Kurumadı kızıllığında
Hala sigarasını atan var mı yollara...
 

Akliman bu sabah
Bir gün önceden şemsiyeleri takmış koluna
Kumsalda bir kaç kadın
Fazla kilolarını karıyor kumlarına
Fuat’ın yeri hala uykuda
Rengarek minderleri
Özenle yayılmış çimenin koynuna
Bir parçacık gölgeli
Saklanır gizliden gizliye
Burada eski bir kayık vardı
Anıları saklar gibi
Kapaklanıp yatardı ağustos güneşinde
O da sevdiğinden mi ayrı
Bilirim kaç gündür yok yattığı yerinde...
 

Kaldırım taşlı yollarda
Aradım durdum iki heceli adını
Gül kokularına eş
İnce yaprakları gibiydin çamların
Şimdi yanımda olmanı ne çok isterdim
Şarkı söyler gibiydi fısıltıların
Yağmur taneleri gibi akardı kelimeler dudağından
Hep firuze küpeler takardın denize inat
Bana firuze gibi bakardın
Senin sevdiğin yemekleri yaptım
Hep senin sevdiğin şarkılar aklımda
Yine gel
Akliman misali
Yine gel seninle dolu gönül kapıma...
 

Turan Gökmenoğlu - Göztepe, 01 Mart 2006
 

www.babakale.com
Copyright  2002-2006
Urungu Erdal Özer