 |
|
|
|
|
Babakale'nin yer aldığı Antik Troas bölgesi ve Edremit
körfezi zeytini ve zeytin yağı
ile çok meşhurdur. Eğer bir tepeden
veya yüksekçe bir yerden aşağıya doğru
bakarsanız daima altınızda zeytin ağaçlarının
yükseldiği teraslanmış bir vadi ve Ege denizini
görürsünüz.
|

Küçükkuyu |

Babakale-Akliman |
Zeytin yeşili bir gölge ve mavi.
İşte Anadolu ve işte zeytin ağacının anavatanı.
Zayıf kalkerli toprak ve kayalar. Uzun
ve sıcak yazlar. (fakat 40oC
den fazla değil). Rüzgarların
rahatça ağaç dalları arasından esmesine izin veren
tepeler. Çok uzak olmayan mavi deniz.
-10oC den soğuk olmayan ve 450-650 mm
yıllık yağış alan yumuşak kış ayları.
|
Babakale
insanları da ,
diğer Akdeniz insanları gibi
zeytin yetiştirerek ve
balıkçılıkla geçimlerini
sürdürürler. Zeytin ve zeytin yağı
onların hayatında çok önemli bir
yer tutar. Eğer hasat zamanı
Babakale'ye yolunuz düşerse,
ellerinde sepetlerle, sırıklarla ,
zeytin toplamaya giden
Babakaleliler'i yollarda ve zeytin
tarlaları arasında görebilirsiniz. |
 |
|

eski zeytin
presi |

taş zeytin
presi |
|
Toplanan zeytinlerden bir
kısmi salamura
ve turşuluk için ayrılır. Bu tip
zeytinler iri taneli ve
kahvaltılıktır. Ufak taneli diğer
zeytinler zeytin presinde yağ elde
etmek için ayrılır. Edremit
körfezi zeytin yağı natürel ve saf
zeytin yağı olması itibariyle
dünyada eşsiz bir yağdır. Halen bu
bölgede eski usul taş
zeytin yağı preslerine ve
halen kendi doğal zeytin yağını
evinde ilkel yollarla üreten
köylülere rastlayabilirsiniz. |
Zeytin ve Zeytin Yağının Tarihçesi
Zeytin
Ağacı...
İnsanlığın 39.000 Yıllık Dostu
Sanırız ki hiç bir ağaç, insanlık
tarafından zeytin ağacı kadar kutsi kabul edilmemiş, hiç bir ağacın üstüne bu
kadar çok efsane yaratılmamıştır… Zeytin ağacının insanlık tarihindeki yerini
kavraya bilmek için, bundan 39.000 yıl öncesine uzanmak gerekiyor.
Zeytin ağacına ilişkin bugün elimizdeki en eski veri, Ege Denizi’ndeki Santorini
Adası’nda yapılan arkeolojik çalışmalara dayanıyor. Bu çalışmalarda 39 bin
yıllık zeytin yaprağı fosilleri ortaya çıkarıldı. Kuzey Afrika’daki Sahra
Bölgesi’nde gerçekleştirilen arkeolojik araştırmalarda ise Milattan Önce 12 bin
yılına ait zeytin ağacı bulgularına rastlandı. Ancak ilk zeytin hasadının ne zaman
ve hangi uygarlık tarafından yapıldığı bilinmiyor. Cevaplandırılamayan sorular
bizi; zeytin, zeytin hasadı ve zeytinyağıyla ilgili efsanelere daha çok kulak vermeye
çağırıyor.
|
Efsanelerin Tanıklığı
|
 |
İlk Efsane: Nuh Tufanı
Eski Ahit’te yer alan
efsanelerden biri, Hazreti Nuh ve tufandan bahseder. Yarattığı ademoğlunun yeryüzüne
kötülük tohumları saçtığını gören Tanrı, onu bir tufanla cezalandırmaya karar
verir. Ve Hazreti Nuh’a bir gemi yapmasını, bu gemiye her temiz hayvandan erkek ve
dişi yedişer, her temiz olmayan hayvandan erkek ve dişi ikişer ve kuşlardan da erkek
ve dişi yedişer tane almasını söyler. Ardından büyük tufan başlar, Hazreti Nuh ve
gemisindeki canlılar hariç, yeryüzü üzerinde yaşayan her şey silinir. Tufan
durulduğu zaman Hazreti Nuh, suların çekilip çekilmediğini anlamak için geminin
penceresinden bir güvercin salar. Sular çekilmediği için güvercin gemiye döner. Hz.
Nuh, yedi gün sonra güvercini tekrar salar. Güvercin bu sefer, ağzında yeni
koparılmış zeytin yaprağıyla gelir. O zaman Nuh, suların yeryüzünden çekildiğini
anlar. Ağzında zeytin yaprağı tutan güvercin, o günden bu güne, ümidin ve
barışın simgesi olur. Tufanın yok edici gücüne karşı direnen zeytin ağacı ise
ölümsüzlüğün.
Eski
Ahit: “Refahın ve bolluğun sembolü zeytinyağı”
Eski Ahit’e göre zeytinyağı,
refahın ve bolluğun sembolüdür. Ve yalnız Eski Ahit değil, tüm kutsal kitaplarda
zeytin ağacı ve zeytinyağı; kutsallığın, bolluğun, adaletin, sağlığın,
gururun, zaferin, refahın, bilgeliğin, aklın, arınmanın ve yeniden doğuşun, kısaca
insanlık için en önemli erdem ve değerlerin sembolüdür.
Hakimler
Kitabı: Ağaçların kralı
Hâkimler Kitabı’nda geçen bir öykü,
ağaçların kendilerine kral seçmek için ilk olarak zeytin ağacına
başvurduklarından bahseder: “Vaktiyle ağaçlar, kendilerine kral meshetmek için
gittiler; ve zeytin ağacına dediler: Bize kral ol. Ve zeytin ağacı onlara dedi:
Allah'ın ve insanın bende sena ettikleri (övdükleri) yağımı bırakayım ve ağaçlar
üzerinde sallanmaya mı gideyim?” Zeytin ağacından “hayır” yanıtını alan
ağaçlar, daha sonra incir ve asmaya giderler. Ancak incir ve asma da, aynı gerekçeyle
kral olmayı reddederler. Hâkimler Kitabı’ndaki öyküden, ağaçların kendilerine
kral olarak kara çalıyı seçtiklerini ve kara çalının da krallığı kabul ettiğini
öğreniriz.
|
 |
 |
Yunan ve Roma Mitolojileri
Yunan
Mitolojisi’nde zeytin ağacı, her şeyden önce, bereket ve barışı temsil eden bir
tanrıçanın armağanıdır. Efsaneye göre, Tanrı Zeus, Attika şehri için bir
yarışma düzenler. Bu yarışmada şehre en değerli armağanı verecek olan,
Attika’nın koruyucusu olacaktır. Yarışmaya deniz tanrısı Poseidon ile Zeus’un
kızı tanrıça Athena katılır. Poseidon, denizden bir at çıkarır. Bu, çok ağır
yükleri taşıyabilen ve savaşlarda yararlık gösterebilecek güçlü ve kuvvetli bir
attır. Sıra, Athena’ya gelince, tanrıça topraktan bir zeytin ağacı çıkarır ve
yarışmayı kazanır. Böylece hem Attika’nın koruyucu tanrıçası olur, hem de daha
sonra ise şehre adını verir. Mitolojiye göre tanrıça Athena, zeytin ağacını
barışı ve medeniyeti simgelediği için armağan etmiştir Atinalılar'a.
Bu efsane,
Antik Yunan’da zeytin ve zeytin ağacının kutsallığını gösteren kanıtlardan
yalnızca biridir. Antik Yunanlılara göre, kutsal bir aileden gelmiş olmanın en
önemli işareti bir zeytin ağacının altında doğmuş olmaktır. Bunun dışında
M. Ö. 8’inci yüzyılda yaşadığı sanılan Homeros’un kaleme aldığı destanlar,
zeytin ağacı ve zeytinyağına ilişkin zengin tasvirler ve benzetmelerle süslüdür.
|

Zeus |

Poseidon |
Zeytin ağacının kutsallığı konusunda, sadece
Yunan Mitolojisi değil, Roma Mitolojisi de zengin örnekler sunar. Roma’da olaylar
Yunan Mitolojisi’yle aynı, sadece tanrı ve tanrıça adları farklıdır. Romalılara
göre zeytin ağacı, kutsallığını, Roma Mitolojisi'nde Athena ve Zeus’un
karşılığı olan, Minerva ve Jupiter’den alır. Apollon ve Artemis gibi, Roma’nın
efsanevi kurucuları Romus ve Romulus da bir zeytin ağacının altında dünyaya
gelirler. Yunan Mitolojisi'ndeki Herakles’in adı Roma’da Herkül’dür. Ve Herkül,
Akdeniz ülkelerine yaptığı 12 efsanevi sefer sırasında zeytinyağını bolca
kullanmakla, bu kutsal sıvıyı heba etmekle suçlanır tanrılar tarafından.
|
Tarihsel Gelişim |

Klazomenai (Urla)
Zeytin İşliği MÖ 2000-3000 |
Söylenceler ve efsaneler bir
yana, zeytin ağacının anavatanının neresi olduğuna
dair bilim dünyası kesin bir şey söylemiyor. Bu konuda
çeşitli varsayımlar var. Bugüne dek bilim dünyasında
en çok kabul gören varsayıma göre, zeytin ağacının
anavatanı Ön Asya ve Mezopotamya'da Milattan Önce 5 bin yıllarında
yabani zeytin ağacı ilk kez yaklaşık bu coğrafyada
ehlileştirildi. Yine Milattan Önce 5 bin yıllarında
İtalya’da zeytinin besin maddesi olarak kullanıldığını
gösteren buluntular da, varsayımların İtalya üzerinde
yoğunlaşmasına yol açıyor. Ancak bilim dünyasında son
zamanlarda kabul görmeye başlayan başka bir varsayıma
göre, zeytin ağacının anavatanı Kuzey Afrika.
İnsanoğlunun zeytinyağını ne zaman beslenmede
kullanmaya başladığına ilişkin de somut veriler yok. Zira, bugün zeytinyağıyla
ilgili elimizde bulunan belgelere bakıldığı zaman, zeytinyağının ağırlıklı
olarak dini ayinlerde arınma ve kutsama maksadıyla kullanıldığı göze çarpıyor.
Eski Mısır ayinleri, antik Yunan’da yapılan Eloisis şenlikleri bunun en belirgin
örnekleri. Bugün bile, kimi ezoterik (batınî) toplulukların ritüellerinde
zeytinyağının bulunması, belki de bu yüzden. Eski metinler incelendiğinde,
zeytinyağının diğer bir kullanım amacının da günlük vücut temizliği olduğu
dikkat çekiyor.
Elimizdeki verilerle bir
tarih haritası oluşturmaya çalışırsak…
Zeytinyağı kültürünü Akdeniz'e yayan Giritliler
Tarih, zeytinyağı üretimine ilişkin en belirgin izlerin
Akdeniz’in tam ortasındaki Girit Medeniyeti’ne, Milattan Önce 4500 yıllarına dek
uzandığını gösteriyor. Zeytinyağı kültürünün Akdeniz’deki diğer kavimlere
yayılmasında en önemli rolü Giritliler oynadı. Hem de yaklaşık 3000 bin yıl
boyunca. Güçlü ticaret filolarına sahip Giritliler'in gerçekleştirdiği zeytinyağı
ticaretinin günümüzdeki en canlı tanıkları, Knossos ve Faistos saraylarının
yıkıntıları arasında bulunan 2 metrelik zeytinyağı
küpleri. “Pithoï” denilen bu dev küplerle beraber
bulunan tabletlerde ise, o günkü zeytinyağı
ticaretinin nerelere yapıldığını ve zeytinyağının
nerelerde üretildiğine dair bilgiler yer alıyor
Zeytini işlemeyi tanrıçalarından öğrenen Mısırlılar
Eski Mısırlılar zeytini ve bu
kutsal meyvenin nasıl işleneceğini kendilerine tanrıça İsis’in öğrettiğine
inanırlardı. İsis’in Nil’in suladığı bereketli Mısır topraklarının
tanrıçası olması, bu inancın temelini oluşturuyordu. Eski Mısır’da zeytin, tanrısal erdemlere eşlik ederdi. Firavun Tutankamon’un
başındaki zeytin yapraklarıyla örülü taç, adaletin taçıydı.
Güneş Tanrısı Râ’ya, aydınlanmanın simgesi
zeytin dallarını sunan III. Ramses (Milattan Önce 1198-1166), bundan duyduğu övüncü
şu sözlerle dile getirmişti: “Senin şehrin Heliopolis’i zeytin ağaçlarıyla
süsledim. O zeytin ağaçları ki, meyvelerinden halis zeytinyağı elde edilir. Bu
zeytinyağı, senin tapınağını aydınlatan kandilleri besleyen yağdır.”
Mısır’da zeytin üretiminin yapıldığını
ortaya koyan tarihi belgelerden biri de, Mısır’daki en eski firavun piramidi olan
Sakkara’nın duvarlarında yer alıyor. Milattan Önce 2500 yılında inşa edilen bu
piramidin duvarları, zeytin sıkma işlemini gösteren figürlerle süslü. Bu örneklere
ek olarak belirtilmesi gereken bir diğer önemli bilgi de, Hayfa’da yapılan kazılarda
ortaya çıkarılan zeytinyağı değirmeni. Yaklaşık Milattan Önce 4 binli yıllara
ait olduğu sanılan bu değirmen, Mısır medeniyetinin yeşerdiği coğrafyada
zeytinyağı üretildiğini gösteren en eski tanık. Nitekim Eski Ahit bize,
Mezopotamya’da yaşayan Sami ırkların zeytinyağını günlük yaşamlarında yoğun
olarak kullandıklarını tartışılmaz biçimde gösteriyor.
Giritliler’in ardından Fenikeliler
Zeytinyağı kültürünü Akdeniz’e yayma
onurunu Giritliler’in ardından, Milattan Önce 1200-333 yılları arasında Fenikeliler
üstlenir. Fenikeliler, tekneleriyle Sidon ve Sur gibi ticaret şehirlerinden Kartaca
başta olmak üzere Kuzey Afrika, Sicilya ve İspanya’daki ticaret kolonilerine
yıllarca zeytinyağı taşırlar. Yıllar sonra ise Helen ve Roma medeniyetleri,
Fenikeliler’in yolundan yürürler, zeytin ağacını Akdeniz’in biricik sembolü
yapmak için.
Zeytinyağı kültürünün
temeli Yunanlılar
Onların tarihçesinden öğreniriz, Antik
Yunan’da yedi bilgeden biri kabul edilen Solon’un koyduğu kanunlar arasında zeytin
ağacı kesenlere ağır cezalar uygulandığını. Tıp biliminin kurucusu sayılan
Hipokrat, yıkanamayanlara, hiç olmazsa zeytinyağıyla vücutlarını ovmalarını
önerir. Jimnazyumlarda spor yapan atletler, kaslarını parlatıp yumuşatmak için
zeytinyağı kullanırlar. Her ne kadar meşale kullanılmaya başlamışsa da,
zeytinyağıyla yanan kandiller, evlerin vazgeçilmez eşyasıdır. Olimpiyat
kahramanları, zeytin dalından taçlarla onurlandırılır. Keza Panathenai
Şenlikleri’nde birinci olan araba sürücüleri sadece zafer değil, Akropolis’teki
kutsal zeytin ağaçlarından üretilen zeytinyağı da kazanırlar.
|
 |
 |
Antik Yunan’da günlük beslenmenin en değerli
parçası zeytinyağı ve zeytindir. Çorbadan soslara, börekten bulamaça kadar, her
yemek zeytinyağıyla pişirilir. Yunan Medeniyeti’nde kişi başına ortalama yıllık
zeytinyağı tüketiminin 15 litre olduğu sanılıyor. Özgür bir Atina yurttaşının
yıllık zeytinyağı tüketimi ise 55.5 litre. Bunun 20 litresini beslenmede, 30
litresini günlük kişisel bakımında, 0.5 litresini sağlık amacıyla ilaç
yapımında, 2 litresini dini ayinlerde, 3 litresini ise aydınlanmada kullanıyor.
Roma’nın
devraldığı miras
Zeytinyağı kültürü tarihinde, Yunan
Medeniyeti’nin, ardılı Roma Uygarlığı’na bıraktığı miras da çok önemli.
Yunanlılar belki Fenikeliler gibi Korsika’ya, Sicilya’ya, Kartaca’ya, İspanya’ya
zeytin ağaçlarını taşımadılar. Ancak, aşılama, toplama ve zeytinyağı üretme
gibi temel alanlarda sağladıkları gelişmelerle, bu bölgelerdeki zeytinciliğin daha
da ilerlemesine yol açtılar. Roma’ya ise bu yoldan ilerlemek kaldı. Roma, bu zaman
dilimi içinde zeytinyağı kültürüne eşsiz katkılarda bulundu.
“Mare Nostrum” (Bizim Deniz) dedikleri
Akdeniz’i, eski moda deyimle bir göle çevirerek, Cebelitarık’tan Mısır’a,
Adriyatik’ten Kuzey Afrika’ya kadar zeytinyağı ticaretini canlandıran
Romalılar'dı. İtalya, Güney Fransa (La Province) Kuzey Afrika ve İspanya’daki
büyük alanları zeytin tarımına açan da. Zeytin tarımında ve zeytinyağı
üretiminde bugün bile uygulanan teknikleri geliştirerek, zeytinyağları kalitelerine
göre sınıflandıran da. Romalılar'ın zeytinyağı kültürüne bir diğer katkısı
da, zeytinyağının mutfaktaki kullanım alanını genişletmeleri oldu.
Roma’dan bugüne uzanan yollar
Roma’nın çökmesini izleyen yaklaşık bin
yıllık bir süre içinde, zeytinyağı kültürünün nasıl bir güzergâh izlediği
hakkında, birkaç satırbaşının dışında elde fazla bilgi yok. O satırbaşları da,
Kudüs’ü fetheden Müslüman Araplar'ın, her zeytin ağacı başına bir altın vergi
koyduğunu ve yine Cebelitarık’ı geçerek Avrupa’ya adım atan Emeviler'in,
Endülüs’ü bir zeytin cennetine çevirdiğini söylüyor.
|
 |
 |
Fenikeliler'in açtığı yollardan yürüyen
Grek, Kartaca ve Romalılar'ın yaygınlaştırdığı zeytinyağı kültürünün son
halkasında müslüman Araplar var. Zeytin ağaçlarının Akdeniz’i çepeçevre
sarması, zeytinyağı cenneti Endülüs’le tamamlanıyor. Aynı dönemde Akdeniz’in
batısında başka önemli gelişmeler de yaşanıyor. Fransisken rahipleri, 1560
yıllarına doğru zeytin ağacını yeni fethedilen Latin Amerika’ya götürüyorlar.
Böylece zeytin ağacının Akdeniz’den başlayan ve Peru, Arjantin, Şili,
Meksika’yı kapsayan serüveni, Kuzey Amerika’ya da ulaşıyor. 18’inci yüzyılın
sonunda doğru Kaliforniya’da zeytin tarımına geçiliyor. Fransisken rahipleri
ayrıca,zeytin ağacınıAmerika’nın dışında Japonya ve Çin’e de götürüyorlar. Romalılar’dan günümüze uzanan dönemde
ortaya çıkan bir diğer önemli gelişme de, Osmanoğulları'nın Akdeniz medeniyeti
kervanına katılmasıdır.
Ve Anadolu…
Ne yazıktır ki, zeytin ağacı ve
zeytinyağı kültür tarihine ilişkin yapılan çalışmaların hiç birinde
Anadolu’nun adı bile geçmez. Ön Asya ise, üstünkörü birkaç sözle
geçiştirilir. Oysa zeytin ağacı ve zeytinyağı kültüründen söz açıldığında,
Anadolu’dan bahsetmemek olmaz.
Aslında, zeytinyağı kültüründe, Anadolu coğrafya olarak hep vardır. Ön planda
görünen ise Ege’nin karşı yakasıdır. Çünkü, Homeros’un Batı
Medeniyeti’ndeki tartışmasız ağırlığından ötürü, zeytinyağı kültürünün
merkezine sürekli olarak Antik Yunan yerleştirilir. Ve Helen Medeniyeti’nin sadece
Ege’nin karşı kıyısını değil, Anadolu coğrafyasını da kapsadığı unutulur. Milet’in, Efes’in, Foça’nın,
Klazomenai’nin (Urla), Erythrai’nin, Assos’un,
Anadolu’da olduğu ihmal edilir.
Zeytinyağı
Cenneti Klazomenai
Ancak Anadolu’nun bu konudaki talihi artık değişiyor. Çünkü
Urla’daki antik
Klazomenai
kentinde yapılan arkeolojik çalışmalarda, 2500 yıllık tarih gün ışığına
çıktı. İyonlar'ın Milattan Önce 10’uncu yüzyılda kurdukları antik kent
Klazomenai’de, Komili’nin sponsorluğunda gerçekleştirilen kazı çalışmalarında,
zeytinyağı üretimi konusunda çok çarpıcı bulgular elde edildi.
|
 |
 |
Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü
Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güven Bakır başkanlığında yürütülen çalışmalarda
elde edilen bulgular bize şunu gösteriyor:
Klazomenai’de,
Milattan Önce 6’ncı yüzyılın ilk yarısında kurulan bir zeytinyağı işliğinde,
zeytinyağı, o dönemde hiçbir işlikte uygulanmayan çok ileri bir teknolojiyle
üretiliyordu. Klazomenaililer, yaklaşık 2500 yıl önce uyguladıkları bu
yeniliklerle, zeytinyağı üretim kültürüne, çok önemli katkılar sağladılar. Zeytinyağı ayrıştırma işleminde birleşik kaplar esasına göre çalışan üç
gözlü bir düzenek geliştirerek, kesintisiz üretimi ilk kez onlar gerçekleştirdi.
Toplanmış zeytinleri kırmak için aynı mil etrafında dönen taş silindirleri ilk kez Klazomenaililer kullandı. Zeytinyağı üretiminde kapasiteyi artırmak için ilk kez
büyük bir pres ve bucurgat, yani bu presi kaldırmaya yarayan alet kullanan da onlardı.
|
 |
 |
Klazomenai,
hiç şüphesiz o dönemin en önemli zeytinyağı merkezlerinden biriydi.
Klazomenai’de, zeytinyağı üretiminde devrim sayılabilecek yeniliklerin
uygulandığı bu işlikten başka, yine Milattan Önce 6’ncı yüzyıla tarihlenen iki
işlik daha belirlendi. Bu çalışmalar, Klazomenai’nin bir zeytinyağı cenneti
olduğunu çok net bir şekilde kanıtlıyor.
Milattan Önce 6’ncı yüzyılın son çeyreğinde görülen bu atılım,
Klazomenai’de, sadece kentte ve
yakın çevrede yaşayanların ihtiyacını karşılamak için değil, dış satım
amaçlı zeytinyağı üretiminin yapıldığının da göstergesi durumunda. Nitekim
antik kentte ve deniz aşırı ülkelerde yapılan arkeolojik çalışmalarda,
Klazomenaililer'in, zeytinyağı sevkiyatında kullanmak için özel olarak ürettiği
amphora'lardan çok sayıda bulunması, Klazomenai’nin dünyanın en önemli
zeytinyağı merkezlerinden biri olduğunu kanıtlıyor.
Zeytinyağının
Bugünü
Günümüze döndüğümüzde
zeytinyağının vatanının, binyıllar öncesinde olduğu gibi, yine Akdeniz olduğunu
görüyoruz. Bugün zeytinyağı üretiminin % 98’i Akdeniz ülkeleri tarafından
yapılıyor. Ve Akdenizliler, %78’lik bir oranla zeytinyağı tüketiminde de
birinciler. Ancak dünyanın da zeytinyağının değerini keşfetmeye başladığını
söylemek yanlış olmaz. Özellikle ABD, Kuzey Avrupa, Brezilya, Japonya, Avustralya ve
Kanada, zeytinyağı pazarının hızla büyüdüğü ülkeler. Ve bu gelişen pazarlarda
zeytinyağı; sağlık, lezzet, doğallık ve Akdenizli olmak kavramlarıyla birlikte
düşünülüyor.
|
 |
 |
Türkiye’ye gelince… Önemli
üreticilerinden biri olan Türkiye her yıl dünyanın %8-10
zeytinyağını üretiyor. Ne yazık ki zeytinyağını,
üretiminin oldukça gerisinde tüketen bir ülke. Dünyada mutfağında
“zeytinyağlılar” diye bir kavram bulunan tek ülke olmasına rağmen,
Türkiye’nin tüketimde diğer Akdeniz ülkelerinin gerisinde kalması oldukça
düşündürücü. Türkiye’de kişi başına zeytinyağı tüketimi, ortalama
1 lt. Oysa bu rakam İtalya’da 15 lt, Yunanistan’da 16
lt ,İspanya’da 18 lt’ya kadar çıkıyor. Bu tablo, ülkemizde zeytinyağı kültürüne
katkıda bulunacak her adımın önemine dikkat çekiyor. Türk insanının bu mucizevi
yağı tekrar keşfetmesi için, zeytinyağı dostlarına büyük bir görev düşüyor.
|
|
|