ZEYTİN VE ZEYTİNYAĞI

   

          Babakale'nin yer aldığı Antik Troas bölgesi ve Edremit körfezi zeytini ve zeytin yağı ile çok meşhurdur. Eğer bir tepeden veya yüksekçe bir yerden  aşağıya doğru bakarsanız daima altınızda zeytin ağaçlarının yükseldiği teraslanmış bir vadi ve Ege denizini görürsünüz.


Küçükkuyu


Babakale-Akliman

        Zeytin yeşili bir gölge ve mavi. İşte Anadolu ve işte zeytin ağacının anavatanı. Zayıf kalkerli toprak ve kayalar. Uzun ve sıcak yazlar. (fakat 40oC den fazla değil). Rüzgarların rahatça ağaç dalları arasından esmesine izin veren tepeler. Çok uzak olmayan mavi deniz.   -10oC den soğuk olmayan ve 450-650 mm yıllık yağış alan yumuşak kış ayları.

         Babakale insanları da , diğer Akdeniz insanları gibi zeytin yetiştirerek ve balıkçılıkla geçimlerini sürdürürler. Zeytin ve zeytin yağı onların hayatında çok önemli bir yer tutar.  Eğer hasat zamanı Babakale'ye yolunuz düşerse, ellerinde sepetlerle, sırıklarla , zeytin toplamaya giden Babakaleliler'i yollarda ve zeytin tarlaları arasında görebilirsiniz.

 


eski zeytin presi


taş zeytin presi

         Toplanan zeytinlerden  bir kısmi salamura ve turşuluk için ayrılır. Bu tip zeytinler iri taneli ve kahvaltılıktır. Ufak taneli diğer zeytinler zeytin presinde yağ elde etmek için ayrılır. Edremit körfezi zeytin yağı natürel ve saf zeytin yağı olması itibariyle dünyada eşsiz bir yağdır. Halen bu bölgede eski usul taş   zeytin yağı preslerine  ve halen kendi doğal zeytin yağını evinde ilkel yollarla üreten köylülere rastlayabilirsiniz.

 

Babakale bölgesinin zeytin ve zeytin yağı
 üreticileri ve satıcıları


 

 

Zeytin ve Zeytin Yağının Tarihçesi

        Zeytin Ağacı... İnsanlığın 39.000 Yıllık Dostu
        
 Sanırız ki hiç bir ağaç, insanlık tarafından zeytin ağacı kadar kutsi kabul edilmemiş, hiç bir ağacın üstüne bu kadar çok efsane yaratılmamıştır… Zeytin ağacının insanlık tarihindeki yerini kavraya bilmek için, bundan 39.000 yıl öncesine uzanmak gerekiyor.
          Zeytin ağacına ilişkin bugün elimizdeki en eski veri,  Ege Denizi’ndeki Santorini Adası’nda yapılan arkeolojik çalışmalara dayanıyor. Bu çalışmalarda 39 bin yıllık zeytin yaprağı fosilleri ortaya çıkarıldı. Kuzey Afrika’daki Sahra Bölgesi’nde gerçekleştirilen arkeolojik araştırmalarda ise Milattan Önce 12 bin yılına ait zeytin ağacı bulgularına rastlandı. Ancak ilk zeytin hasadının ne zaman ve hangi uygarlık tarafından yapıldığı bilinmiyor. Cevaplandırılamayan sorular bizi;  zeytin, zeytin hasadı ve zeytinyağıyla ilgili efsanelere daha çok kulak vermeye çağırıyor.

Efsanelerin Tanıklığı

        İlk Efsane: Nuh Tufanı
       
Eski Ahit’te yer alan efsanelerden biri, Hazreti Nuh ve tufandan bahseder. Yarattığı ademoğlunun yeryüzüne kötülük tohumları saçtığını gören Tanrı, onu bir tufanla cezalandırmaya karar verir. Ve Hazreti Nuh’a bir gemi yapmasını, bu gemiye her temiz hayvandan erkek ve dişi yedişer, her temiz olmayan hayvandan erkek ve dişi ikişer ve kuşlardan da erkek ve dişi yedişer tane almasını söyler. Ardından büyük tufan başlar, Hazreti Nuh ve gemisindeki canlılar hariç, yeryüzü üzerinde yaşayan her şey silinir. Tufan durulduğu zaman Hazreti Nuh, suların çekilip çekilmediğini anlamak için geminin penceresinden bir güvercin salar. Sular çekilmediği için güvercin gemiye döner. Hz. Nuh, yedi gün sonra güvercini tekrar salar. Güvercin bu sefer, ağzında yeni koparılmış zeytin yaprağıyla gelir. O zaman Nuh, suların yeryüzünden çekildiğini anlar. Ağzında zeytin yaprağı tutan güvercin, o günden bu güne, ümidin ve barışın simgesi olur. Tufanın yok edici gücüne karşı direnen zeytin ağacı ise ölümsüzlüğün. 
 

        Eski Ahit: “Refahın ve bolluğun sembolü zeytinyağı”
         
Eski Ahit’e göre zeytinyağı, refahın ve bolluğun sembolüdür. Ve yalnız Eski Ahit değil, tüm kutsal kitaplarda zeytin ağacı ve zeytinyağı; kutsallığın, bolluğun, adaletin, sağlığın, gururun, zaferin, refahın, bilgeliğin, aklın, arınmanın ve yeniden doğuşun, kısaca insanlık için en önemli erdem ve değerlerin sembolüdür.

        Hakimler Kitabı: Ağaçların kralı
          Hâkimler Kitabı’nda geçen bir öykü, ağaçların kendilerine kral seçmek için ilk olarak zeytin ağacına başvurduklarından bahseder: “Vaktiyle ağaçlar, kendilerine kral meshetmek için gittiler; ve zeytin ağacına dediler: Bize kral ol. Ve zeytin ağacı onlara dedi: Allah'ın ve insanın bende sena ettikleri (övdükleri) yağımı bırakayım ve ağaçlar üzerinde sallanmaya mı gideyim?” Zeytin ağacından “hayır” yanıtını alan ağaçlar, daha sonra incir ve asmaya giderler. Ancak incir ve asma da, aynı gerekçeyle kral olmayı reddederler. Hâkimler Kitabı’ndaki öyküden, ağaçların kendilerine kral olarak kara çalıyı seçtiklerini ve kara çalının da krallığı kabul ettiğini öğreniriz. 

 

         Yunan ve Roma Mitolojileri
            Yunan Mitolojisi’nde zeytin ağacı, her şeyden önce, bereket ve barışı temsil eden bir tanrıçanın armağanıdır. Efsaneye göre, Tanrı Zeus, Attika şehri için bir yarışma düzenler. Bu yarışmada şehre en değerli armağanı verecek olan, Attika’nın koruyucusu olacaktır. Yarışmaya deniz tanrısı Poseidon ile Zeus’un kızı tanrıça Athena katılır. Poseidon, denizden bir at çıkarır. Bu, çok ağır yükleri taşıyabilen ve savaşlarda yararlık gösterebilecek güçlü ve kuvvetli bir attır. Sıra, Athena’ya gelince, tanrıça topraktan bir zeytin ağacı çıkarır ve yarışmayı kazanır. Böylece hem Attika’nın koruyucu tanrıçası olur, hem de daha sonra ise şehre adını verir. Mitolojiye göre tanrıça Athena, zeytin ağacını barışı ve medeniyeti simgelediği için armağan etmiştir Atinalılar'a.

Bu efsane, Antik Yunan’da zeytin ve zeytin ağacının kutsallığını gösteren kanıtlardan yalnızca biridir. Antik Yunanlılara göre, kutsal bir aileden gelmiş olmanın en önemli işareti bir zeytin ağacının altında doğmuş olmaktır. Bunun dışında M. Ö. 8’inci yüzyılda yaşadığı sanılan Homeros’un kaleme aldığı destanlar, zeytin ağacı ve zeytinyağına ilişkin zengin tasvirler ve benzetmelerle süs
lüdür.


Zeus


Poseidon

          Zeytin ağacının kutsallığı konusunda, sadece Yunan Mitolojisi değil, Roma Mitolojisi de zengin örnekler sunar. Roma’da olaylar Yunan Mitolojisi’yle aynı, sadece tanrı ve tanrıça adları farklıdır. Romalılara göre zeytin ağacı, kutsallığını, Roma Mitolojisi'nde Athena ve Zeus’un karşılığı olan, Minerva ve Jupiter’den alır. Apollon ve Artemis gibi, Roma’nın efsanevi kurucuları Romus ve Romulus da bir zeytin ağacının altında dünyaya gelirler. Yunan Mitolojisi'ndeki Herakles’in adı Roma’da Herkül’dür. Ve Herkül, Akdeniz ülkelerine yaptığı 12 efsanevi sefer sırasında zeytinyağını bolca kullanmakla, bu kutsal sıvıyı heba etmekle suçlanır  tanrılar tarafından.

Tarihsel Gelişim


Klazomenai (Urla)
Zeytin İşliği MÖ 2000-3000

          Söylenceler ve efsaneler bir yana, zeytin ağacının anavatanının neresi olduğuna dair bilim dünyası kesin bir şey söylemiyor. Bu konuda çeşitli varsayımlar var. Bugüne dek bilim dünyasında en çok kabul gören varsayıma göre, zeytin ağacının anavatanı Ön Asya ve Mezopotamya'da Milattan Önce 5 bin yıllarında yabani zeytin ağacı ilk kez yaklaşık bu coğrafyada ehlileştirildi. Yine Milattan Önce 5 bin yıllarında İtalya’da zeytinin besin maddesi olarak kullanıldığını gösteren buluntular da, varsayımların İtalya üzerinde yoğunlaşmasına yol açıyor. Ancak bilim dünyasında son zamanlarda kabul görmeye başlayan başka bir varsayıma göre, zeytin ağacının anavatanı Kuzey Afrika. 
          İnsanoğlunun zeytinyağını ne zaman beslenmede kullanmaya başladığına ilişkin de somut veriler yok. Zira, bugün zeytinyağıyla ilgili elimizde bulunan belgelere bakıldığı zaman, zeytinyağının ağırlıklı olarak dini ayinlerde arınma ve kutsama maksadıyla kullanıldığı göze çarpıyor. Eski Mısır ayinleri, antik Yunan’da yapılan Eloisis şenlikleri bunun en belirgin örnekleri. Bugün bile, kimi ezoterik (batınî) toplulukların ritüellerinde zeytinyağının bulunması, belki de bu yüzden. Eski metinler incelendiğinde, zeytinyağının diğer bir kullanım amacının da günlük vücut temizliği olduğu dikkat çekiyor.  

            Elimizdeki verilerle bir tarih haritası oluşturmaya çalışırsak…  

          Zeytinyağı kültürünü Akdeniz'e yayan Giritliler
            Tarih, zeytinyağı üretimine ilişkin en belirgin izlerin Akdeniz’in tam ortasındaki Girit Medeniyeti’ne, Milattan Önce 4500 yıllarına dek uzandığını gösteriyor. Zeytinyağı kültürünün Akdeniz’deki diğer kavimlere yayılmasında en önemli rolü Giritliler oynadı. Hem de yaklaşık 3000 bin yıl boyunca. Güçlü ticaret filolarına sahip Giritliler'in gerçekleştirdiği zeytinyağı ticaretinin günümüzdeki en canlı tanıkları, Knossos ve Faistos saraylarının yıkıntıları arasında bulunan 2 metrelik zeytinyağı küpleri. “Pithoï” denilen bu dev küplerle beraber bulunan tabletlerde ise, o günkü zeytinyağı ticaretinin nerelere yapıldığını ve zeytinyağının nerelerde üretildiğine dair bilgiler yer alıyor

          Zeytini işlemeyi tanrıçalarından öğrenen Mısırlılar
            

             Eski Mısırlılar zeytini ve bu kutsal meyvenin nasıl işleneceğini kendilerine tanrıça İsis’in öğrettiğine inanırlardı. İsis’in Nil’in suladığı bereketli Mısır topraklarının tanrıçası olması, bu inancın temelini oluşturuyordu. Eski Mısır’da zeytin, tanrısal erdemlere eşlik ederdi. Firavun Tutankamon’un başındaki zeytin yapraklarıyla örülü taç, adaletin taçıydı. 

           Güneş Tanrısı Râ’ya, aydınlanmanın simgesi zeytin dallarını sunan III. Ramses (Milattan Önce 1198-1166), bundan duyduğu övüncü şu sözlerle dile getirmişti: “Senin şehrin Heliopolis’i zeytin ağaçlarıyla süsledim. O zeytin ağaçları ki, meyvelerinden halis zeytinyağı elde edilir. Bu zeytinyağı, senin tapınağını aydınlatan kandilleri besleyen yağdır.” 

          Mısır’da zeytin üretiminin yapıldığını ortaya koyan tarihi belgelerden biri de, Mısır’daki en eski firavun piramidi olan Sakkara’nın duvarlarında yer alıyor. Milattan Önce 2500 yılında inşa edilen bu piramidin duvarları, zeytin sıkma işlemini gösteren figürlerle süslü. Bu örneklere ek olarak belirtilmesi gereken bir diğer önemli bilgi de, Hayfa’da yapılan kazılarda ortaya çıkarılan zeytinyağı değirmeni. Yaklaşık Milattan Önce 4 binli yıllara ait olduğu sanılan bu değirmen, Mısır medeniyetinin yeşerdiği coğrafyada zeytinyağı üretildiğini gösteren en eski tanık. Nitekim Eski Ahit bize, Mezopotamya’da yaşayan Sami ırkların zeytinyağını günlük yaşamlarında yoğun olarak kullandıklarını tartışılmaz biçimde gösteriyor. 

         Giritliler’in ardından Fenikeliler  
                Z
eytinyağı kültürünü Akdeniz’e yayma onurunu Giritliler’in ardından, Milattan Önce 1200-333 yılları arasında Fenikeliler üstlenir. Fenikeliler, tekneleriyle Sidon ve Sur gibi ticaret şehirlerinden Kartaca başta olmak üzere Kuzey Afrika, Sicilya ve İspanya’daki ticaret kolonilerine yıllarca zeytinyağı taşırlar. Yıllar sonra ise Helen ve Roma medeniyetleri, Fenikeliler’in yolundan yürürler, zeytin ağacını Akdeniz’in biricik sembolü yapmak için.  

          Zeytinyağı kültürünün temeli Yunanlılar 
            Onların tarihçesinden öğreniriz, Antik Yunan’da yedi bilgeden biri kabul edilen Solon’un koyduğu kanunlar arasında zeytin ağacı kesenlere ağır cezalar uygulandığını. Tıp biliminin kurucusu sayılan Hipokrat, yıkanamayanlara, hiç olmazsa zeytinyağıyla vücutlarını ovmalarını önerir. Jimnazyumlarda spor yapan atletler, kaslarını parlatıp yumuşatmak için zeytinyağı kullanırlar. Her ne kadar meşale kullanılmaya başlamışsa da, zeytinyağıyla yanan kandiller, evlerin vazgeçilmez eşyasıdır. Olimpiyat kahramanları, zeytin dalından taçlarla onurlandırılır. Keza Panathenai Şenlikleri’nde birinci olan araba sürücüleri sadece zafer değil, Akropolis’teki kutsal zeytin ağaçlarından üretilen zeytinyağı da kazanırlar.

         Antik Yunan’da günlük beslenmenin en değerli parçası zeytinyağı ve zeytindir. Çorbadan soslara, börekten bulamaça kadar, her yemek zeytinyağıyla pişirilir. Yunan Medeniyeti’nde kişi başına ortalama yıllık zeytinyağı tüketiminin 15 litre olduğu sanılıyor. Özgür bir Atina yurttaşının yıllık zeytinyağı tüketimi ise 55.5 litre. Bunun 20 litresini beslenmede, 30 litresini günlük kişisel bakımında, 0.5 litresini sağlık amacıyla ilaç yapımında, 2 litresini dini ayinlerde, 3 litresini ise aydınlanmada kullanıyor. 

         Roma’nın devraldığı miras 
          Zeytinyağı kültürü tarihinde, Yunan Medeniyeti’nin, ardılı Roma Uygarlığı’na bıraktığı miras da çok önemli. Yunanlılar belki Fenikeliler gibi Korsika’ya, Sicilya’ya, Kartaca’ya, İspanya’ya zeytin ağaçlarını taşımadılar. Ancak, aşılama, toplama ve zeytinyağı üretme gibi temel alanlarda sağladıkları gelişmelerle, bu bölgelerdeki zeytinciliğin daha da ilerlemesine yol açtılar. Roma’ya ise bu yoldan ilerlemek kaldı. Roma, bu zaman dilimi içinde zeytinyağı kültürüne eşsiz katkılarda bulundu. 

         “Mare Nostrum” (Bizim Deniz) dedikleri Akdeniz’i, eski moda deyimle bir göle çevirerek, Cebelitarık’tan Mısır’a, Adriyatik’ten Kuzey Afrika’ya kadar zeytinyağı ticaretini canlandıran Romalılar'dı. İtalya, Güney Fransa (La Province) Kuzey Afrika ve İspanya’daki büyük alanları zeytin tarımına açan da. Zeytin tarımında ve zeytinyağı üretiminde bugün bile uygulanan teknikleri geliştirerek, zeytinyağları kalitelerine göre sınıflandıran da. Romalılar'ın zeytinyağı kültürüne bir diğer katkısı da, zeytinyağının mutfaktaki kullanım alanını genişletmeleri oldu.  

         Roma’dan bugüne uzanan yollar 
           Roma’nın çökmesini izleyen yaklaşık bin yıllık bir süre içinde, zeytinyağı kültürünün nasıl bir güzergâh izlediği hakkında, birkaç satırbaşının dışında elde fazla bilgi yok. O satırbaşları da, Kudüs’ü fetheden Müslüman Araplar'ın, her zeytin ağacı başına bir altın vergi koyduğunu ve yine Cebelitarık’ı geçerek Avrupa’ya adım atan Emeviler'in, Endülüs’ü bir zeytin cennetine çevirdiğini söylüyor. 

           Fenikeliler'in açtığı yollardan yürüyen Grek, Kartaca ve Romalılar'ın yaygınlaştırdığı zeytinyağı kültürünün son halkasında müslüman Araplar var. Zeytin ağaçlarının Akdeniz’i çepeçevre sarması, zeytinyağı cenneti Endülüs’le tamamlanıyor. Aynı dönemde Akdeniz’in batısında başka önemli gelişmeler de yaşanıyor. Fransisken rahipleri, 1560 yıllarına doğru zeytin ağacını yeni fethedilen Latin Amerika’ya götürüyorlar. Böylece zeytin ağacının Akdeniz’den başlayan ve Peru, Arjantin, Şili, Meksika’yı kapsayan serüveni, Kuzey Amerika’ya da ulaşıyor. 18’inci yüzyılın sonunda doğru Kaliforniya’da zeytin tarımına geçiliyor. Fransisken rahipleri ayrıca,zeytin ağacınıAmerika’nın dışında Japonya ve Çin’e de götürüyorlar.  Romalılar’dan günümüze uzanan dönemde ortaya çıkan bir diğer önemli gelişme de, Osmanoğulları'nın Akdeniz medeniyeti kervanına katılmasıdır.

          Ve Anadolu… 

       Ne yazıktır ki, zeytin ağacı ve zeytinyağı kültür tarihine ilişkin yapılan çalışmaların hiç birinde Anadolu’nun adı bile geçmez. Ön Asya ise, üstünkörü birkaç sözle geçiştirilir. Oysa zeytin ağacı ve zeytinyağı kültüründen söz açıldığında, Anadolu’dan bahsetmemek olmaz. 
Aslında, zeytinyağı kültüründe, Anadolu coğrafya olarak hep vardır. Ön planda görünen ise Ege’nin karşı yakasıdır. Çünkü, Homeros’un Batı Medeniyeti’ndeki tartışmasız ağırlığından ötürü, zeytinyağı kültürünün merkezine sürekli olarak Antik Yunan yerleştirilir. Ve Helen Medeniyeti’nin sadece Ege’nin karşı kıyısını değil, Anadolu coğrafyasını da kapsadığı unutulur. Milet’in, Efes’in, Foça’nın,
Klazomenai’nin (Urla), Erythrai’nin, Assos’un, Anadolu’da olduğu ihmal edilir.

         Zeytinyağı Cenneti Klazomenai

          Ancak Anadolu’nun bu konudaki talihi artık değişiyor. Çünkü Urla’daki antik Klazomenai kentinde yapılan arkeolojik çalışmalarda, 2500 yıllık tarih gün ışığına çıktı. İyonlar'ın Milattan Önce 10’uncu yüzyılda kurdukları antik kent Klazomenai’de, Komili’nin sponsorluğunda gerçekleştirilen kazı çalışmalarında, zeytinyağı üretimi konusunda çok çarpıcı bulgular elde edildi.

       Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güven Bakır başkanlığında yürütülen çalışmalarda elde edilen bulgular bize şunu gösteriyor: Klazomenaide, Milattan Önce 6’ncı yüzyılın ilk yarısında kurulan bir zeytinyağı işliğinde, zeytinyağı, o dönemde hiçbir işlikte uygulanmayan çok ileri bir teknolojiyle üretiliyordu. Klazomenaililer, yaklaşık 2500 yıl önce uyguladıkları bu yeniliklerle, zeytinyağı üretim kültürüne,  çok önemli katkılar sağladılar.  Zeytinyağı ayrıştırma işleminde birleşik kaplar esasına göre çalışan üç gözlü bir düzenek geliştirerek, kesintisiz üretimi ilk kez onlar gerçekleştirdi. Toplanmış zeytinleri kırmak için aynı mil etrafında dönen taş silindirleri ilk kez Klazomenaililer kullandı. Zeytinyağı üretiminde kapasiteyi artırmak için ilk kez büyük bir pres ve bucurgat, yani bu presi kaldırmaya yarayan alet kullanan da onlardı.

           Klazomenai, hiç şüphesiz o dönemin en önemli zeytinyağı merkezlerinden biriydi. Klazomenai’de, zeytinyağı üretiminde devrim sayılabilecek yeniliklerin uygulandığı bu işlikten başka, yine Milattan Önce 6’ncı yüzyıla tarihlenen iki işlik daha belirlendi. Bu çalışmalar, Klazomenai’nin bir zeytinyağı cenneti olduğunu çok net bir şekilde kanıtlıyor.

Milattan Önce 6’ncı yüzyılın son çeyreğinde görülen bu atılım, Klazomenaide, sadece kentte ve yakın çevrede yaşayanların ihtiyacını karşılamak için değil, dış satım amaçlı zeytinyağı üretiminin yapıldığının da göstergesi durumunda. Nitekim antik kentte ve deniz aşırı ülkelerde yapılan arkeolojik çalışmalarda, Klazomenaililer'in, zeytinyağı sevkiyatında kullanmak için özel olarak ürettiği amphora'lardan çok sayıda bulunması, Klazomenai’nin dünyanın en önemli zeytinyağı merkezlerinden biri olduğunu kanıtlıyor.

         Zeytinyağının Bugünü

          Günümüze döndüğümüzde zeytinyağının vatanının, binyıllar öncesinde olduğu gibi, yine Akdeniz olduğunu görüyoruz. Bugün zeytinyağı üretiminin % 98’i Akdeniz ülkeleri tarafından yapılıyor. Ve Akdenizliler, %78’lik bir oranla zeytinyağı tüketiminde de birinciler. Ancak dünyanın da zeytinyağının değerini keşfetmeye başladığını söylemek yanlış olmaz. Özellikle ABD, Kuzey Avrupa, Brezilya, Japonya, Avustralya ve Kanada, zeytinyağı pazarının hızla büyüdüğü ülkeler. Ve bu gelişen pazarlarda zeytinyağı; sağlık, lezzet, doğallık ve Akdenizli olmak kavramlarıyla birlikte düşünülüyor. 

        Türkiye’ye gelince… Önemli üreticilerinden biri olan Türkiye her yıl dünyanın %8-10 zeytinyağını üretiyor. Ne yazık ki zeytinyağını, üretiminin oldukça gerisinde tüketen bir ülke. Dünyada mutfağında “zeytinyağlılar” diye bir kavram bulunan tek ülke olmasına rağmen, Türkiye’nin tüketimde diğer Akdeniz ülkelerinin gerisinde kalması oldukça düşündürücü. Türkiye’de kişi başına zeytinyağı tüketimi, ortalama 1 lt. Oysa bu rakam İtalya’da 15 lt, Yunanistan’da 16 lt ,İspanya’da 18 lt’ya kadar çıkıyor. Bu tablo, ülkemizde zeytinyağı kültürüne katkıda bulunacak her adımın önemine dikkat çekiyor. Türk insanının bu mucizevi yağı tekrar keşfetmesi için, zeytinyağı dostlarına büyük bir görev düşüyor.

 

Copyright  2002-2006
Urungu Erdal Özer