Adatepe Köyü

 

      Bazı fotoğrafları üstüne tıklayıp büyütebilirsiniz.   

      Babakale'ye 50 km uzaklıkta,İda(Kaz Dağı) Dağı’nın batı yamaçlarında, çam ağaçlarından yapılmış bir çerçeveye gizlenmiş bir fotoğraf karesi gibi uzun süre gözlerinizin önünden gitmeyecek görüntüler sunan Adatepe Köyü, Ege Denizi’nin doğu kıyısına 4 km. uzaklıkta, deniz seviyesinden 280 m. yükseklikte ve Assos,Altınoluk,Akçay gibi tatil merkezlerine oldukça yakın bir bölgede, Edremit Körfezi’nin kuzey ucunda yer alıyor. Tarihi çok eski çağlara kadar uzanan ve antik harita üzerinde önemli bir konuma sahip olan köy Truva’ya 60 dakika, Assos’a 35 dakika ve Bergama antik kentine ise iki saat uzaklıkta. Köye selvi, badem, çam ve zeytin ağaçları ile süslü gökyüzünü aralayan bir yoldan geçerek gidiyorsunuz. Köye girmeyip sağa doğru ilerleyen yolu takip ederseniz ilkçağlarda yapılan ‘Zeus Altarı’nın bulunduğu tepeye ulaşıyorsunuz. Edremit Körfezi’ni göz bebeklerinize sığdırabileceğiniz yükseklikteki bu tepede zeytin ağaçlarına bulaşmış Ege’nin ılık rüzgârı Altar’ın bekçisi gibi. Tabii buradaki manzaranın üzerine kara bir gölge gibi düşen ve her geçen gün artan vilları görmezden gelmek çok zor.

       Altar’ı gezip köye ulaştığınızda köyün yapıları kadar eski çınar ağaçları ve tarihi yudumlayabileceğiniz kıraathaneler karşılıyor sizi. İlyada destanında ‘Gargaros’ olarak adı geçen bölgede kurulmuş olan köyün Truva, Leleg, Midilli, Pers, Atina, Roma, Selçuklu ve Osmanlı hakimiyetlerine girdiği biliniyor. Köye girdiğiniz ilk andan itibaren size görsel bir şölen sunan eski evlerin her birinde farklı taş örme tekniklerinin kullanıldığını görüyorsunuz. Bu tarihî yapıyı korumak için 1989 yılında SİT alanı ilan edilen köyde yeni yapılara izin verilmiyor.


Zeus Altarı'ndan körfez


Adatepe Köyü

        Köyde, yerli halktan çok şehirden gelip eski evlere yerleşen insanları ve ticarethaneye dönüştürülmüş birçok eski yapıyı görebilirsiniz. İlk yerleşimin Selçuklu döneminde Orta Anadolu’dan getirilen Türkler’le başladığı köye 19. yüzyıl içinde Midilli Adası’ndan çalışmak için getirilen Rumlar’ın yerleştiği ve köyün zamanla Türk ve Rumlar’ın birlikte yaşadığı bir yer haline geldiği biliniyor. Bu nedenle köyde Türk ve Rum tipi olmak üzere iki farklı ev tipi görülüyor. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra yapılan mübadelede Yunanistan’a giden Rumlar’dan boşalan yerlere Midilli ve Girit’ten gelen Türkler yerleştirilmiş. 1960’tan sonra Türkiye’deki ekonomik sıkıntılar ve geçim kaynaklarının daralması sonucunda yerli halk, köyü bırakarak sahil bölgelerine ve büyük yerleşim yerlerine göç etmiş. Köyde, Selçuklular zamanından kalma bir cami bulunmakta. Aynı zamanda köyün batı tarafında Roma döneminden kaldığı tahmin edilen buluntular ele geçmiştir.


Türk tipi taş yapılardan biri


Rumlardan kalma taş yapılar

       Kaz Dağları’nın bütün güzelliklerini sindirmiş olan köy halkı geçimini zeytincilik ve hayvancılık yaparak sağlıyor. Yetiştirilen zeytinler daha çok yağlık zeytin olarak kullanılıyor. Bölgede üretilen zeytinyağı geleneksel sulu baskı sistemi ile elde edilen sızma zeytinyağı. Yetiştirilen hayvanların sütü yöreye özgü lezzetlerde; beyaz peynir, testi peyniri, sepet peyniri ve İzmir tulumu gibi peynirlerin yapımında kullanılıyor. Köyde az miktarda olsa da bal üretiliyor. Kalite sıralamasında Rize Anzer balından sonra ikinci sırayı aldığı söylenen balın ham maddesini bu ormanlarda gördükten sonra lezzeti konusunda sizin de şüpheniz kalmayacak. Benim de şüphe etmediğim bir şey var, o da hafta sonunda Adatepe’ye giden okurlarımızın anılarında unutamayacakları izler kalacağı.


Adatepe-Zeytin yağı müzesi


Müze

 

 

Copyright  2002-2004
Urungu Erdal Özer