Kavala'dan Gelen Tavla

   

          Babakale köyünde Ramazan Usta denilen bir balıkçı vardı. Ramazan Usta çok güzel tavla oynuyordu. Oyuna oturduğu zaman etrafında seyirci de çok oluyordu. Beni de her zaman yenerdi. Bir akşam Ramazan Usta ile gene tavla  oynamaya başladık. Her zaman olduğu gibi gene masamızın etrafında seyirciler toplandı. Bulunduğumuz kahveye Necati'nin Kahvesi deniyordu. Masamızda oynadığımız tavla akağaçtan yapılmış bir tavlaydı. Oyunumuz etraftaki seyircilerin tezahüratı ile devam ederken içlerinde biri bana bir soru sordu.

             -Öğretmen bu tavla kaç yıllık biliyor musun?

             -Hayır bilmiyorum.

             -Masadaki tavla yetmişbeş yıllıktır. Hem de Kavala' dan gelmedir.

             Onu dinlerken oyunumuz durdu. Bu kez merakla aynı kişiye sordum.

             -Ne dedin?  Biraz açıklar mısın?

             -Eskiden Babakale'den kayıklarla Kavala'ya üzüm götürüyorlarmış. Kavala'dan dönüş yapanlardan birisi bu tavlayı da alıp getirmiş.

             Hemen tavlayı kapattım. Kahveci Necati'yi çağırdım. Ona masamızın etrafındaki oyunumuzu seyredenlere ne içeceklerini sormasını söyledim. Ben yetmiş beş yıllık antika bir tavla ile oyun oynayacak kadar usta bir oyuncu değilim. Ramazan Usta'nın sayısı da zaten önde. Ramazan Usta'ya da teşekkür ederek hep beraber çaylarımızı içtik.

             Babakale köyünün kalesi, balıkçılığı, denizciliği gibi kahvesindeki antika tavlası ile de tarihi özelliğe sahip bir yer. Bunlar ne zaman anlaşılıp değerlendirilecek?  Bilemiyorum.            

       Osman EKİN

   GERİ

 

Copyright  2002-2006
Urungu Erdal Özer